Bir varmış, bir yokmuş. Çiçekli bir kırın kenarında, kırmızı çatılı küçük bir evde bir köpek yaşarmış. Köpeğin en sevdiği oyuncağı, üzerinde beyaz benekler bulunan mavi bir topmuş. Akşam olunca topunu kapının yanındaki sepete koyar, sabahları da arkadaşlarıyla oynamak için bahçeye çıkarırmış.
Bir sabah köpek, kahvaltısını bitirip sepetin yanına gitmiş. Fakat topu yerinde yokmuş. Sepeti kaldırmış, kapının arkasına bakmış, masanın çevresinde dolaşmış. Mavi top hiçbir yerde görünmüyormuş. Pencereden dışarı bakınca arkadaşını, kediyi görmüş. Kedi, bahçe duvarının dibindeki çiçekleri kokluyormuş.
Köpek birden önceki günkü oyunu hatırlamış. Bahçede topa en son kedi vurmuştu. Başka bir şey düşünmeden dışarı koşmuş. “Topumu sen götürdün! Dün en son senin elindeydi.” demiş. Kedi şaşkınlıkla başını kaldırmış. “Ben topunu almadım. Oyundan sonra eve gittim.” diye cevap vermiş.

Köpek, “Öyleyse topum nerede?” diye üstelemiş. Kedinin kulakları düşmüş. “Bilmiyorum. İstersen birlikte arayabiliriz.” demiş. Ama köpek onu dinlememiş. “Aramana gerek yok. Geri getirmen yeter.” deyip evine dönmüş. Kedi bir süre kapıya bakmış, sonra ağır adımlarla bahçeden uzaklaşmış.
Köpek içeride aramayı sürdürmüş. Minderleri kaldırmış, dolabın yanına eğilmiş. Sonunda yatak odasına girmiş. Yere düşen terliğini alırken yatağının altında mavi bir şey parlamış. Dizlerinin üzerine çöküp bakmış. Beyaz benekli topu, yatağın arka ayağının yanında duruyormuş.

Topu dışarı yuvarlayınca akşam olanları hatırlamış. Bahçeden dönerken topu kendisi taşımıştı. Yatmadan önce odasında bir kez zıplatmış, sonra annesi seslenince peşinden gitmeyi unutmuştu. Köpek topunu kucağına almış ama beklediği gibi sevinememiş. Kedinin şaşkın yüzü, ardından yere düşen bakışları gelmiş aklına.
Bir süre kapının önünde durmuş. Sonra topunu sepete bırakıp kedinin evine gitmiş. Kedi, pencerenin yanında oturuyormuş. Köpek yavaşça yaklaşmış. “Topum yatağımın altındaymış. Onu eve ben getirmişim.” demiş. Bir an durup devam etmiş. “Seni dinlemeden suçladım. Sana haksızlık ettim. Özür dilerim.”
Kedi hemen gülümsememiş. “Topunu birlikte aramak istemiştim. Bana inanmayınca çok üzüldüm.” demiş. Köpek bu kez sözünü kesmeden dinlemiş. “Haklısın. Ne olduğunu bilmeden seni suçlamamalıydım.” diye karşılık vermiş. Ardından çekinerek sormuş. “Benimle oynamak ister misin?” Kedi başını iki yana sallamış. “Şimdi istemiyorum. Biraz yalnız kalacağım.”
Köpek ısrar etmemiş. “Peki. Sonra görüşürüz.” deyip evine dönmüş. Öğleden sonra bahçeye çıktığında kediyi küçük saksıları dizerken görmüş. Yanına gitmeden seslenmiş. “Yardım etmemi ister misin?” Kedi biraz düşünmüş, sonra boş bir yeri göstermiş. Birlikte saksıları taşımışlar. Köpek, her saksıyı nereye koyacağını arkadaşına sormuş.

Son saksı da yerine yerleşince kedi patilerini silkelemiş. “Şimdi biraz top oynayabiliriz.” demiş. Köpek sevinçle eve koşmuş. Mavi topu getirirken kapının eşiğinde durmuş. “Bu kez çiçeklerden uzakta oynayalım mı?” diye sormuş. Kedi kabul etmiş. İkisi çimenliğe geçip topu birbirlerine yuvarlamışlar.
Birkaç gün sonra köpek bahçe küreğini bulamamış. Kedinin sabah onunla toprağı kazdığını hatırlamış. Tam ağzını açacakken bir an durmuş. “Küreği en son nerede gördün?” diye sormuş. Kedi, “Saksıların yanındaydı. Birlikte bakalım.” demiş. Kürek, devrilen boş bir saksının arkasından çıkmış. Köpek arkadaşına teşekkür etmiş; sonra yarım kalan işlerine birlikte dönmüşler.
Gökten üç elma düşmüş: Biri hatasını anlayan köpeğe, biri duygularını anlatan kediye, biri de konuşup birbirini dinleyen bütün arkadaşlara.





